GÜNLÜK: HAMBURG (Hamburg Gezi Rehberi)

Merhabalar sevgili coologger okurları. Bugün, “Günlük” serimizin ikinci yazısıyla karşınızdayız. Bu yazımızda Hamburg’u birlikte gezeceğiz! Hamburg bence Almanya’nın popülerlik açısından geri kalan şehirlerinden biri maalesef. Nedeni bilinmez ama (belki de kuzeyde olduğu için) burası gerçekten çok güzel bir yer! Bunu da zaten yazının ilerleyen kısımlarında göreceksiniz. Biliyorsunuz Günlük’te günübirlik ziyaret ettiğimiz yerleri “Şuraya gidin, burada kalın, mutlaka şunları da yapmadan gelmeyin!” gibi söylemlerden uzak ve gayet rahat bir şekilde işlemeye çalışıyoruz. Eğer siz de hazırsanız başlayalım.

GÜNLÜK: HAMBURG

‘‘Sevgili günlük… Yoğun geçen Paris yolculuğumun ardından Almanya’ya geldiğim gibi Hamburg’a doğru yol alıyoruz…’’

‘‘Paris’ten dönüş yolculuğum o kadar zor geçti ki gerçekten uyumaya vakit bulamadım. Sabah’ın 6’sında Köln’e havalimanına geldim ve Duisburg’a gitmem gerekiyor. Oradan kuzenlerimle buluşup Hamburg’a gideceğiz…’’

Hamburg’a gitmek için birçok alternatif mevcut fakat biz 4 kişilik bir grup olarak arabayla gidiyoruz. Türkiye’den gelmek isteyenler zaten mecburen uçakla gelecekler. Onlar için de alternatifler mevcut.

‘‘Yolda ilerlerken gözlerim bir kapanıyor bir açılıyor. Gerçekten kendimi bırakmamak için zor tutuyorum. Yaklaşık 4 saatlik bir yolculuktan sonra Hamburg’a varıyoruz…’’

Açıkçası Hamburg denilince aklıma eskiden hep futbol takımı gelirdi. Van der Vaart’lı takım bir zamanlar favorimdi. Fakat burada geçirdiğim günden sonra bu değişti. Şehre geldiğimizde kalacak yer olarak süit tarzı bir yer tuttuk. Bedparkt’ta kaldık ve geceliğine 3 kişi 45 Euro ödedik. Daha farklı seçenekler vardı ama gittiğimiz grup rahatına düşkün olduğu için bu tarz bir yerde kalmayı tercih ettik. Şehrin tam merkezinde değildi bu yer. Bilenler bilir her zaman şehir merkezini tercih ederim? fakat burada trene atlayıp birkaç durak gitmemiz gerekiyordu ki bu benim için bir sorun değildi. Eşyalarımızı yerleştirdikten sonra S-Bahn’a binerek şehir merkezine ulaştık. Hamburg’a gitme amacımız açıkçası çok fazla turistlik bir amaç taşımıyordu. Yani ‘‘Gidelim bak şurada şu varmış, burada bu varmış” demekten ziyade çok uzak olmayan bir yere gidelim, kafa dağıtırız abi ne kaybederiz mantığıydı. Açıkçası Hamburg’a gitmeden önce kendimce bir plan veya program yapmamıştım çünkü son dakika gelişmesi olarak bu plan ortaya çıktığı için hazırlıksız yakalanmıştım. Ayrıca yorgunluktan ölüyordum. Neyse Hamburg’a dönecek olursak gerçekten çok güzel bir şehir. Eğer zamanınız ve imkânınız varsa mutlaka gidin derim. Ben biraz döndükten sonra ”Bak burada da şu varmış, keşke gitseydik” kafasına girdiğim için herkese öneriyorum burayı. Hamburg bize ne vaat ediyor? Açıkçası Almanya’nın dünyaya açılan kapısını yani Almanya’nın en büyük limanını vaat ediyor. Bu liman Rotterdam’dan sonra Avrupa’nın en büyük ikinci limanı. Zaten harita üzerinden de fark edeceğiniz üzere Hamburg, Kuzey Denizi’ne ve Baltık Denizi’ne de yakın. Buradan çıkaracağımız en önemli sonuç ise muhteşem balıklar yiyebileceğiniz ve Kopenhag’a 1,5 saatlik mesafede olduğunuzdur! Bu iki kriter gerçekten çok önemli! Birisi yemek diğeri seyahat sonuçta! Eğer kuzey turu yapmak istiyorsanız Hamburg’u da içine katabilirsiniz, bunu bir düşünün derim. Peki biz Hamburg’da ne yaptık? Hamburg’da gezimize ilk şehir merkezinden başladık. Hamburg Hauptbahnhof‘tan başladık S-Bahn’dan iner inmez. Burası Almanya’nın en işlek tren garı. Günde yaklaşık 500000 kişi buradan seyahat ediyor ve bu rakam Hamburg’u Avrupa’da 3. sıraya sokuyor. 1906’da açılan Hbf’nin toplamda 20 tane de platformu var. Bundan neden bahsediyorsun derseniz de herhangi bir Almanca kitabını açarsanız mutlaka karşınızda Hamburg’un bu özellikleriyle ilgili bir kısım bulursunuz. Gelip gördükten sonra da insan gerçekten hayret ediyor! Bu kadar çok güçlü yanının olmasına rağmen Hamburg’un hala bu kadar yavana atılmasını mantık sınırları içinde açıklayamıyorum! Hbf’den sonra Hamburg Rathaus‘a geldik. Biliyorsunuz belediye binaları veya belediye sarayları Almanya’daki her şehrin önem verdiği yapılardan birisidir. Gayet güzel görünen bu yapı 1897’de açılmış ve bana kalırsa klasik bir tasarıma sahip. Buradan sonra da şehrin en önemli kilisesi olan Hauptkirche St. Michaelis‘e gidiyoruz. Hamburg’un 5 Lütherian Kilisesi’nden birisi olan ve aynı zamanda da ana kilisesi olan bu kilise, şehrin en önemli simgesidir! 132 metre yüksekliğe sahip olan bu kilise şehrin siluetini oluşturuyor ve mimarisiyle sizlere hayranlık uyandırıyor. Kiliseyi de gezdikten sonra, yolumuza Fischmarkt Hamburg’la devam ediyoruz! Bu arada şundan da bahsedeyim. Bizim gezi planımız Altstadt, Neustadt, St. Pauli ve Altona Altstadt şeklindeydi. Bunu da belirtelim.
Fischmarkt‘a doğru giderken Sankt Pauli’ye uğruyoruz. Burada dünyaca ünlü, dünyaca ünlü olmasa bile bizce ünlü olan Hamburger Dom’a gittik! ”Das Größte Volksfest des Nordens!” yani ‘‘Kuzeyin En Büyük Halk Festivali’’ sloganını taşıyan Fuar’a (bence lunapark ama fuar) gittik. Yıllık 10 milyon ziyaretçiyi çeken bu fuar (evet hala fuar, lunapark değil!) yılın neredeyse tamamında açık ve ayrıca bir bira festivaline de ev sahipliği yapıyor. Çocuklarınızla zaman geçirmek isterseniz buraya mutlaka gelin. Zaten fuarın hemen yanında St. Pauli’nin futbol stadı da var. Oraya da bir ziyaret etmiş olursunuz hem. Ayrıca bu bölgede eğlence merkezleri de mevcut. Bunu da belirteyim. St. Pauli’den ayrıldıktan sonra karnımızda deli gibi acıkmışken tarihi Fischmarkt‘a geldik! Yanımızdaki gurme olan arkadaş (Alman) küçük ama çok güzel bir balıkçı restorandı olduğunu oraya gitmemiz gerektiğini söyledi. Biz de güvenerekten tamam dedik ve gittik. Gittiğimiz yer MEERES-kost idi. Bu adı bir köşeye yazın arkadaşlar. Şimdi, şöyle bir durum var. Ben normalde balığı çok seven bir insan değilim ve zorunda kalmadıkça yemem fakat üzerinden neredeyse 2 yıl geçmesine rağmen ben o gün yediğim balığı unutamıyorum! Beni tekrardan balık yemeğe iten gün o gündür tarihe not düşülsün! Nereden başlasam bilemiyorum. Envai çeşit marine edilmiş, tuzlanmış, buharda pişmiş balık mı desem yoksa 2 kere ekmek arasını alıp yediğimiz backfisch mi desem bilemiyorum… Velhasıl hayatımda yediğim en güzel balıkları burada yiyorum, yedim… Mutlaka ama mutlaka buraya veya başka bir restoranda uğramadan gelmeyin. Kısacası balık yemeden gelmeyin! Türkiye’den farklı bir lezzet ve çeşitlilik sunuyor sizlere Hamburg bulunduğu konum itibariyle. İşte bu yüzden mutlaka balık yiyin Hamburg’da. Balık! Balık! Balık! Ziyafetimizi yaptıktan sonra yediklerimizi eritmek için yürümeye başlıyoruz. Hemen biraz ilerde bulunan Dockland’a geliyoruz ve burada manzaranın keyfini çıkartıyoruz. Ayrıca gün içerisinde hava 154656 kez değiştiği için burada donduğumuzu söyleyebilirim. Şansımıza kapalı ve rüzgârlı havada denk geldik buraya. Fakat gerçekten gördüğümüz manzara muhteşemdi! Hamburg tam bir liman şehri ve mutlaka limanda bizim yaptığımız gibi siz de yürüyüş yapın ve o deniz kokusunu içinize çekin! Biraz konudan konuya atlamış gibi oldu ama biliyorum ve anı yaşıyorum…

Hamburg bence olması gerekenden daha az bir ilgi görüyor diğer Alman şehirlerinin aksine. Hamburg’da sadece 1,5 gün kalmama rağmen gerçekten çok güzel bir zaman geçirdiğimi düşünüyorum. Eğer bir gün sizin de yolunuz düşerse Almanya taraflarına mutlaka buraya gelin derim. Hamburg biraz da saklı bahçe gibi. Gezdikçe daha çok şey keşfediyorsunuz. Bazen keşke daha fazla vaktim olsa diyorum. Aklıma gelmişken şunu da hatırlatmakta fayda var. Sıkı giyinin! Hava aynı kuzey ülkelerinde olduğu gibi saat saat değişiklik gösterebiliyor. Bu yüzden güneşli günde bir anda deli gibi yağmur yağabiliyor! Bunu da göz önüne alırsanız büyük ölçüde rahat bir seyahat geçirirsiniz!

Evet sevgili coologger okuyucuları! Bir yazının daha sonuna geldik! Aşağıda bulunan fotoğraflarda gezdiğimiz yerlerden kesitleri görebilirsiniz. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere hoşçakalın…

Hamburg Rathaus
Hauptkirche Sankt Michaelis
Şehir Mimarisi
Backfisch…
Dockland’ın Liman Manzarası

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!