Paris Gezi Rehberi! (2. Bölüm)

Merhabalar sevgili coologger okurları. Bugün Paris serimizin 2. yazısıyla birlikteyiz. Paris öyle bir şehir ki gerçekten gez gez bitmez! İşte bu yüzden son sefer gittiğim zaman ki gezdiğim yerleri anlatacağım sizlere. Eğer eksik ya da “Şuraya da mutlaka gidin” derseniz yorumlarda bizimle paylaşırsanız seviniriz. Hazırsanız Paris’i gezmeye başlayalım!

Musee d’Orsay

Paris’e gittiğim zaman ilk uğradığım yer burasıydı. Benim fikrime göre bence d’Orsay, Louvre’dan daha iyi bir müze. Yani en azından ben daha çok seviyorum. Bunun birkaç nedeni olabilir tabi. Mesela gittiğim zaman o ayın ilk pazar günü olduğu için herhangi bir ücret ödemeden içeriye bedavaya girmiştim! Aklınızda bulunsun eğer Paris’e giderseniz bir gün ve müzeleri dolaşmak isterseniz en uygun zaman ay başlarıdır. Aksi takdirde öğrenciyseniz yani 18-25 yaş arası için 9, yetişkinseniz 12 euro ödersiniz! Aklınızın köşesinde bulunsun derim. Dedim ya en sevdiğim müze burası diye sevmemin bir diğer sebebi de muhtemelen gez gez bitmiyor oluşu! Gerçekten giriyorsunuz müzeye ve çıkamıyorsunuz! Bütün gününüz gidiyor! Eğer siz de sanat aşığıysanız mutlaka burayı seveceksiniz. Eğer zamanınız azsa ve kısa sürede bitirmek istiyorsanız da direkt 5. kata çıkın. Orada empresyonizm dönemine ait eserleri bulabilirsiniz. Enerjiniz de yerinizde olur. Yavaş yavaş aşağıya inersiniz. İçeride kimlerin olduğunu ve hangi eserlerin olduğunu yazmayacağım maalesef. Belki başka bir zaman d’Orsay’a özel bir yazı yazarım. Eiffel falan hikâye d’Orsay şahane!

 

d’Orsay’ın girişi

 

The Original One

Musee du Louvre

Paris’in meşhur bir diğer müzesi Louvre! Louvre, d’Orsay’ın yanında popüler çocuk gibi. Bütün ilgi ve alaka onun üzerinde. Filmler olsun, fotoğraflar olsun her zaman bir adım daha önde popülarite olarak. Muhtemelen sahip olduğu ikonik piramit yüzünden de olmuş olabilir. Bilemiyorum belki de Mona Lisa yüzündendir kim bilir… Louvre müzesi de her ayın ilk pazar günü halka açık ve ücretsiz. Bu noktada seçim yapmanız gerekiyor maalesef ya d’Orsay ya da Louvre! ikisinden birisini seçiyor olmak gerçekten üzücü :(Bu arada yukarıda söylemeyi unuttum d’Orsay’dan bilet alınca 4 gün geçerli oluyor diye biliyorum. Yani rahat rahat gezebiliyorsunuz. Louvre’da ise maalesef durum böyle değil. Ücretlere gelecek olursak standart herkes için 15 Euro ya da ücretsiz. Ücretsiz olmanın tabii belli bir şartları var. Ona buradaki linkten ulaşabilirsiniz.  Ayrıca her cuma 6 dan sonra 26 yaş altına ücretsiz Louvre. Bunu da unutmayalım. Ben ne mi yaptım? O zamanlar Avrupa Birliği sınırları içerisinde yaşayan ve okuyan bir öğrenci olarak ücretsiz müzeye girdim. Yani pazar günü ikisinden birisini seçmek durumunda kalmadım. d’Orsay’da böyle bir opsiyon olmadığı için Louvre’a daha sonradan geldim. Burada da 1 gün geçirdim. Aslında daha fazla zaman geçirebilirdim ama 2 günü 2 müze için harcamak kısıtlı zaman içerisinde zaten fazlaca bir süreydi ama sanat için ölürüz! Şimdi Louvre’a dönecek olursak burası sistematik bir şekilde insanlık tarihini anlatan bir müze. Mısırlılar, Asurlular, Antik Yunan… uygarlık tarihinin başlangıcından sonuna kadar bütün eserleri görebileceğiniz bir müze. O yüzden d’Orsay’la karıştırmayınız. d’Orsay daha çok 19. yüzyıldan itibaren sanat akımlarının sergilendiği bir müze. Sonuç olarak ikisini de ziyaret etmeden gelmeyin! Bu iki müze özellikle uygarlık tarihi açısından Louvre çok büyük önem taşımaktadır!

Tour Eiffel

Özgürlük heykeliyle birlikte dünyanın en çok tanınan 2 yapısından birisi olarak kabul edilen Eiffel Kulesi aslında Fransız Devrimi’nin 100. yılını kutlamak için yapılan bir fuara ekleme yapmak için yapılmıştır. Normalde 1 sene sonrasında yıkılacaktır. Fakat Gustavo Eiffel adlı amcamız devletteki dostlarının yardımıyla bunu 20 yıla çıkartmıştır. İnşaatın maliyetinin yüzde 80’ini kendisi karşılamış ve bitiminden sonra da burayı işletmiştir. İnsanlar şehrin görüntüsünü bozacak diye çeşitli protestolar yapmışsa da protestolat sonuçsuz kalmıştır. 2 senede bitirilen kule 1889’da tamamlanmıştır ve boyu 300 metredir. Yıkılmamasının sebebi de kulenin anten olarak kullanılabileceği ve taa Amerika’ya kadar yayınların iletilebileceğinin anlaşılmasıdır. Böylece kule yıkılmamıştır. Ayrıca 2. Dünya Savaşı sırasında komutanlar orduyla buradan iletişime geçmiştir. Kule her 7 senede bir boyanır ve kulede 300’den fazla kişi görev alır. Ayrıca birden çok çakması pardon replikası vardır. Sonuç olarak ne de olsa ziyaret edeceksiniz. Gerçekten muhteşem bir yer. Fakat çıkabilmek için baya bir beklemeniz gerekiyor çünkü girişte kuyruk oluyor bunu da ekleyeyim.

Meşhur Foto

Notre Dame de Paris

Seine Nehri üzerindeki adacığa yapılmış ve gotik tarzda inşa edilmiş olan Paris’in meşhur katedrali. Sivri çatılarıyla ve göğe yükselen kuleleriyle Notre Dame, cephesindeki gül pencereyle birlikte dönemin vitray sanatının en önemli eserlerinden birisidir. Çeşitli müzikallere, kitaplara, filmlere ilham olmuş bu yapıyı mutlaka ziyaret edin. Bir de söylenene göre müzikali çok iyi oluyormuş. Eğer fırsat bulursanız mutlaka gidin. Zaten internette baktığınız zaman katedralden çok kitap veya müzikalden bahsedilir. Bu da aklınızda bulunsun 😉

 

Sacre Coeur

Montramarte’de yer alan ve kat kat olan bahçesiyle kalabalık olan bu bazilika, ne kadar aydınlık görünse de aslında karanlık bir tarihi var. Paris’teki komünün yenilgiye uğramasını kutlamak için yapımına başlanmış ve Paris’te öldürülen binlerce devrimcinin cesedi üzerine inşa edilmiş bir bazilikadır. Bu çok fazla bahsedilmese de geçer. Bunun dışında bir de zengin kız, fakir oğlan hikayesi vardır. Klasik baba kızını sevdiği adama vermez. Kız kendini kiliseye kapatır. Hastalanır. Orada bulunan rahibelerin yardımıyla iki aşık buluşurlar. Kutsal Kalp adını da buradan alır. Eiffel’den sonra ki en güzel Paris manzarası buradadır. En fazla turist çeken bir yerlerden olmasıyla birlikte çok sayıda satıcı, cepçiler de bulunur. Bunu da dikkate alın ve mutlaka burayı ziyaret edin.

 

Jardin du Luxembourg

Çok çok güzel bir park. Zaman geçirebileceğiniz piknik yapabileceğiniz bir yer. Eğer siz de nefes almak istiyorsanız yorucu bir günün ardından buraya mutlaka uğrayın!

Champ-Elysees

Diğer adı Şanzelize. İsmi güzel. Şaşalı. Bir sürü ünlü mağaza var. Hatta 50 Euro’ya 20 dakikalığına Ferrari bile sürebiliyorsunuz. Herhalde onun dışında tek önemli özelliği Arc de Triomphe’ye bağlanması. Söyleyeceklerim bu kadar.

 

Arc de Triomphe

Türkçe adı Zafer Takı. Evet baya baya Zafer Takı! Napolyon’un Austerlitz zaferinden sonra onun emri ile yapımına başlanan ve yapımı 1836’da tamamlanan, 4 temel sütundan oluşan ve bu sütunların üzerinde kabartma* heykeller bulunan, içinde yapı ile ilgili küçük bir müzenin bulunduğu, toplam 6 ana yolun kesiştiği noktada bulunan, zamanında Napolyon’un geçit törenlerinde üstünden ordularını selamladığı anıt (Kaynak). Gerçekten bütün yollar buraya çıkıyor ve çok güzel bir anıt. Zaten gitmemeniz görmemeniz zor diye düşünüyorum. Gidin, görün!

Place de la Bastille

Place de la Bastille, Bastille cezaevinin, Bastille fırtınasına ve ardından Fransa Devrimi sırasında 14 Temmuz 1789 ile 14 Temmuz 1790 arasındaki zamanda yıkılana kadar ayakta durduğu bir meydandır. Günümüzde hapishane kalıntısı kalmamıştır. Anısını devam ettirmek için böyle bir anıt yapılmıştır. Zamanınız varsa uğrayın derim.

Bunların dışında paranız ve zamanınız varsa Disneyland Paris’e ve Moulin Rouge’a da gidebilirsiniz. Benim bu iki faktör nedeniyle kısıtlı olduğum için gidememiştim maalesef. Sonuçta belli bir bütçeyle her yeri gezmeye çalışıyorsunuz 🙂 Benim size yapacağım öneriler bu şekilde sevgili okurlar çünkü gittiğim yerler ve ziyaret ettiğim yerler buralarıydı açıkçası. Eğer sizin de öneriniz veya düzeltmemizi istediğiniz bir yer varsa mutlaka aşağıya yazın. Bu yazıyı sevdiyseniz sevdiklerinizle paylaşmayı unutmayın ve görüşünceye dek hoş çakalın… 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!